Cuma gecesi birkacini denemeye ne dersiniz:)
« July 2009 | Main | May 2010 »
Cuma gecesi birkacini denemeye ne dersiniz:)
Posted at 09:28 PM | Permalink | Comments (0)
Zaman zaman cantanizi alip calistiginiz mekani terk etmek istediginiz oluyor mu, sonucsuz toplantilarda saatlerinizi harcadiginiz ve gozunuzun disarda ucan kusa takildigi ve o dakika o kus olmak istediginiz, tek cumlelik sorular icin gelen e-mailler caninizi sikiyor mu, ya da isini kivirarak yapan kurumsal dansozler ile dolu bir ortamda calismak icinizi karartiyor mu, gulen gozlerin altindaki menfaat catismalarini bir cirpida gorebiliyor musunuz artik, onbinlerce calisani olan sirket ulkerinde kariyerinin pesinden kosan sade vatandas gibi hissediyor musunuz kendinizi...
Siz kacina "evet" dediniz bilmiyorum ama bu aralar bisikletim ile ise gidip gelirken bunlar kurcaliyor benim kafami, ofise gidip masama oturdugum anda ise yukardaki olumsuzluk tablosu karsiliyor yine beni...
Elbette olumlu seyler de var, olmaz mi mesela yarinin cuma olmasi gibi:)
Hepinize cok guzel bir haftasonu diliyorum...
Posted at 08:57 PM | Permalink | Comments (3)
Mina Urgan demiş ki; "Ben sahip olduklarımın tadını çıkarmayı öğrendim hayatta. Sahip olamadıklarımın ve olamayacaklarımın acısına ise ayıracak zamanım yok.. Hayat çok kısa." ... daha çok şeye ihtiyaç duymak değil, varolanla yetinebilmeyi başarmak onemli olan...
Charlotte, Paris'te yaşayan çok güzel bir kızdır. O kadar güzeldir ki, sarı saçları şelaleler gibi omuzlarından kollarına dökülür. Boyu upuzun, bacakları upuzundur. Bir reklam ajansında, müşteri temsilcisi olarak çalışır. İyi para kazanır. Ailesi çok varlıklıdır hatta. Geçen yaz, Güney Fransa'daki malikánelerini, Brad Pitt-Angelina Jolie çiftine kiralamışlardı. Hatta, "Geldiğimizde evde, hizmetlilerden başka kimse olmasın" diye tembihlemelerine rağmen, Charlotte gidişini muzipçe geciktirmiş ve bu meşhur çiftle tanışmıştı. Bense Charlotte'u geçen hafta Paris'te tanıdım. Şu ana kadar, fütursuz bir roman girişi gibi gelişen bu bilgileri almanız, kuralı sorgulamamanız açısından önemli. Paris'te, bir arkadaşım beni Charlotte'un evine davet etti. Bilirsiniz, insanlar birbirlerinin hayatını merak eder, fark etmeden ve ettirmeden incelerler. Hatta benim en sevdiğim şeylerden biri, sokakta, perdeleri sonuna kadar açık evlere ve orada yaşananlara şahit olmaktır. İnsanın içi, insanlığa ısınır. Dersin ki, "Oh..... Üç aşağı beş yukarı aynı şeyler işte!"
Ben de, böyle gözlerle incelemeye başladım biraz önce tanıdığım bu güzel Fransız kızın hayatını. Herkesin evinden yola çıkıp, kendisine varmak mümkün.. Fakat bu evde bir tuhaflık vardı. Her şeyden çok az vardı bu evde.. Gerektiği kadar. Mesela, bir şampuan bir sabun. Küvetin kenarında öyle yalnız başlarına... (Birbirleriyle uzun zamandır konuşmadıklarına eminim.) Minnacık bir dolap. İçinde birkaç elbise kazak. Altı yedi ayakkabı.. İki dvd. Beş cd. Ipod. Dört bardak, birkaç tabak. Birkaç mum. En fazla on tane kitap. Hiç ruj yok! Çantasındaymış. Zaten lipstick o da...
Hayatta bazen, birleştirdiğin kalıpların tamamen dışı bileşimler olur da, şaşakalırsın ya. Başa dönersin ya. Bir yerde bir hesaba, olmazsa olmaz diye eklediğin bir kalem birdenbire, tek bir örnekle, kendini siler ya. Öyle oldu bana. Gözlerindeki silik eyeliner dışında, süsü de yok bu kızın.
Peki bu kız nasıl böyle kız oldu? Nasıl böyle sade kaldı? Kadın oldu? Dışarıda bu kadar az şeyle, içi çok oldu? Anlayamadım. Çözemedim. Ona zaten banyosunu gördükten sonra, "miss simplicity" adını takmıştım hemen. Bayan Sadelik.. Beni şaşırtan şey, aynı zamanda modellik yapacak kadar güzel ve havalı, aynı zamanda varlıklı bir kızın bu hayat seçimi. Olağanüstü... Kendi hayatım, arı kovanı gibi başımda vızıldamaya başladı. Paris sokaklarında beni takip edip durdu bu arılar. Tek çöp bir şey alamadım. Hep sordum: buna gerçekten ihtiyacım var mı? Buna benzer, aynı işi gören bir şeyim var mı?... Koca koca alışveriş merkezleri, bizi kandırmak için birbirleriyle iddiaya girmiş ahtapotlar gibi gelmeye başladı. Kaçtım, kaçtım, saklandım. Sahip olduklarımın, yarısından fazlasına ihtiyacım yoktu.
Hayatı ağırlaştıran şey, seçim çokluğu. Az şey kadar güzeli yok. Gereği yok. Sonumuz belli. Banyoda bütün ürünler, dopdolu şişelerle birbirlerini köpürtürken, hiç giymediğimiz kazaklar lüzumsuzca dizilmiş t-shirt'lere dolapta el şakası yaparken, hiç açılmamış kitaplar kendi kendilerine konuşurken... Biz orada olmayacağız. Üstelik onlar da, boşu boşuna bizden başka kimsenin olmamış olacak. Anladınız değil mi Charlotte kuralını.
**** Ben de sözü geçenlerde yakın bir arkadaşımdan duyduğum ve sevdiğim bir sözle bitireyim. Zenginlik çok şeye sahip olmak değil az şeye ihtiyaç duymaktır.
Not: Bu guzel yazi kuzenim tarafindan bana ulastirildi, alintidir, kaynagi bilinmemektedir....
Posted at 08:39 PM | Permalink | Comments (0)
Aslinda uzun bir tatil degildi ama oncesi, hazirligi derken yazmaya yine bir ara verildi.
Gecen hafta sali gununden beri yine yavru vatan Almanya'ya dondum, dondum diyorum cunku bir parcam da minik Avrupa baskenti Belcika'ya dondu...
Sanirim bir yapilmamisi yaptik ve bir adaya inis yapip sonra tekrar Avrupa'ya donduk, Londra uzerinden Dusseldorf ucusu, 8 saat yolculuk!
Yolculuk boyunca dinmeyen bir bas agrisi ve direk ertesi gun izin gunu kalmamasi sebebiyle sabah 8'de is basi:(
Tum gun boyunca yine dinmeyen bir bas agrisi, derken sirket doktorunun "Atesiniz 38,8 direk domuz gribi testi yaptirmalisiniz" diye yankilanan sesi, gerci maskesi arkasinda pek de yankilanmasina olanak yoktu ya:)
Ve evde gecirilen bir gun, yasasin yine tatil keske hep boyle olsa 1 gun calissak ve 1 gun tatil yapsak...
Cuma tekrar ofise donus ve tatil boyunca gelen e-mailleri okuma, gerekli lokasyonlara yerlestirme, aksiyona gecirme...E-mail yok iken isler ilerlemiyordu sanki kim icat etti su elektronik mektubu!
Derken haftasonu, Agustos sonuna kadar master egitimim icin yetistirilmesi gereken odevin verdigi stres ama yine de orali olmayip odev ile ilgilenmeme, onun yerine sehirde gecirilen birkac guzel saat, DVD alisverisi, merhaba saglikli, yagsiz ve lezzetsiz Almanya mutfagi, aksam 10 km bisiklet turu...
Pazar gunu laptop ile kucaklasma ve odev icin arastirmaya baslama arada da kacamak yapip Sweet Moments'a bu satirlari yaziyor olmak...
Ama hepsi de guzel anlar degil mi, tabii ki yazicam di mi:)
Hepinize guzel bir hafta diliyorum...
p.s. Tabii ki de domuz gribi degilim:)
Posted at 04:37 PM | Permalink | Comments (2)
